|
Yat sınıfında yılın en büyük organizasyonu olan “Büyük Yarış” artık geride kaldı. Bir sonraki yılın hazırlıklarına başlanmadan önemli bir noktaya dikkat çekmek ve parmak basmak istiyoruz.
Aslında bu konuya Komodor Serdar Kısadere, TAYK Dergisi’ndeki mesajında değiniyor. Amacımız “satır arasındaki” ifadeyi “açığa” çıkarmak.
“Büyük Yarış”ta 39 yıl geride kaldı…
39 yıldır yatlar İstanbul’dan aldıkları startla iki boğaz ve iki denizi aşıp Güney’e iniyor… Deniz Kuvvetleri Kupası ve hemen ardından gelen Doğu Ege Yelken Haftası birleşip yelkenciler için “Aşşa Yarış”, “Büyük Yarış” ya da “Güney Yarışı” adıyla anılan bu büyük organizasyonu oluşturuyor.
Yarışın İstanbul’daki start yeri önceleri o yıllarda henüz Tuzla’ya taşınmamış olan Heybeliada’daki Deniz Harp Okulu’ydu. Sonraları yatların “vitrine” çıkabilmesi ve halk tarafından “görülebilmesi” amacıyla startlar İstanbul Boğazı’nda, Çengelköy’e alındı.
ÇENGELKÖY’DE BİZ BİZE…
Organizasyonun bu girişimi düşünce olarak “etkili” ancak uygulamada “hedefine ulaşmayan” bir girişim olarak kaldı. Yarış sabahı “orada” olanlar yine yelkenciler, onların aileleri ve organizasyon görevlileriydi. "Dışardan" tek kişi yoktu.
Haftanın son mesai günü kısmen tenha olan sahildeki çay bahçelerinde oturan birkaç kişinin pek de fazla ilgilenmediği bu büyük organizasyonun taşıdığı enerji İstanbul halkına bir türlü “sıçramadı”.
Acaba atlanan nokta neydi?
Yaklaşık 20 yıldan bu yana ilk kez Büyük Yarış’a katılmak için “denizden” gelmedim. Bu yıl bir değişiklik yaparak yarışı "ekip" yerine Sahil Güvenlik botu ile “refakatçi” olarak izlemeye karar vermiştim. Dolayısıyla farklı gözlemler edinme fırsatı buldum.
SIRADAN BİR GÜN
Biraz “tez canlılıktan” olsa gerek Çengelköy’e erkenden gittim. Start 13.00’da verilecekti. Ben Çengelköy’e ulaştığımda saat 10.30’du… Yani yarışın başlamasına 2.5 saat vardı.
“Acaba ek talimat yayınlandı da yarışın yeri mi değiştirildi?” diye bir düşünce geçti aklımdan… O gün orada, yelkenciler ve yatçılar için yılın en büyük, en kapsamlı ve en önemli organizasyonu olacağına dair tek bir işaret yoktu.
Çengelköy, sıradan günlerinden birini yaşıyordu…
Oysa günler öncesinden afişler asılmalı, billboard’lara ilanlar konmalı, start gününün sabahı Çengelköy balonlarla, flamalarla, bayraklarla süslenip, müziklerle bir şenlik havası yaşamalıydı…
Bu gözlemden sonra sözü yolda giderken okuma fırsatı bulduğum TAYK Dergisi’ndeki Komodor Serdar Kısadere’nin yazısına bağlamak istiyorum.
BU SÖZLERE DİKKAT
Kısadere, Türkiye’de yatçılığın ve yelkenciliğin gelişmesi için neler yaptıklarını anlatıyor. Misyonlarına uygun olarak yeni bir sınıf olan Platu 25’lerden oluşan bir filo kurduklarından, İstanbul Yelken Kulübü ile işbirliklerine, Yelken Okulu’ndan hakem seminerleri ve denizde canlı kalabilme eğitimlerine kadar hayata geçirdikleri pek çok yenilikten söz ediyor. Dahası en önemli konu olan sponsor desteğini nasıl sağlayacaklarını öğrendiklerini anlatıyor.
Bunlar büyük ve ciddi adımlar. Ancak Kısadere, bir konuda “yetersiz” kaldıklarını şu sözlerle aktarıyor:
“Bu dönem yeni bir kırılımın eşiğine geldiğimizi anlıyoruz. Sahip olunan bu birikim ve varılan noktanın bundan böyle gönüllü dernek yönetimlerinin ötesinde yapılarla yönetimi gereğinin anlaşılması kırılımıdır söz ettiğim. Artık Türk yelkenciliği ve yatçılığı, derneklerin yarattığı sinerji vizyon eşliğinde profesyonel yönetimlere emanet edilmelidir.”
PROFESYONEL DESTEK ŞART
Kulüplerin dernek yapılarını geç kalmadan yeniden gözden geçirmelerini isteyen Serdar Kısadere’nin mesaj devam ediyor ama bu pasaj fikir vermesi açısından yeterli. Çıkarttığımız anlam şu:
“Biz yelkenin gelişmesi, sponsor bulunması, yarışların düzenlenmesi, yeniliklerin izlenerek hayata geçirilmesi işini üstlenelim. Ama ötesi bizi aşıyor. Bunu ehil ellere bırakalım.”
Bugüne kadar TAYK yönetimini övdüğümüz de oldu gördüğümüz hatalarla yerdiğimiz de… Kimi zaman “istenmeyen yazılarımızla” bize kızdılar, alındılar… Ancak hakkını verelim. Serdar Kısadere’nin bu sözlerini “duymamız” ve “anlamamız” gerekiyor.
Organizasyon gerçekleştirmek, etkinliğin etkili bir şekilde duyurulması ve halkın bilgilendirilmesi için işin bu tarafını profesyonel yapılara terk etmenin zamanı gelmiştir. Zira böyle büyük bir etkinliğe “sessizlik” yakışmıyor. “Körler-sağırlar birbirini ağırlar” çemberini kırmanın vaktidir.
Büyük Yarış’ta İstanbul duyurularla yıkılmalı, radyo ve TV programları yapılmalı, Çeşme’de görkemli karşılama törenleri düzenlenmeli, orası da bayraklarla, flamalarla donatılmalı, yelkencilerin heyecanı “karaya” taşınmalıdır.
Sessizlik bize yakışmıyor!
|